http://rapidshare.com/files/155523410/EuroTruckSimulator.Vatan.Sana.Can__305_m.Feda_KoMiXi_.exe

Rar Şifresi: KoMiXi

.




http://rapidshare.com/files/153282470/drv3r.Kahrolsun.PKK_KoMiXi..part1.exe

http://rapidshare.com/files/153298118/drv3r.Kahrolsun.PKK_KoMiXi..part2.rar

http://rapidshare.com/files/153312999/drv3r.Kahrolsun.PKK_KoMiXi..part3.rar

http://rapidshare.com/files/153327646/drv3r.Kahrolsun.PKK_KoMiXi..part4.rar

http://rapidshare.com/files/153330483/drv3r.Kahrolsun.PKK_KoMiXi..part5.rar

.







http://rapidshare.com/files/145277181/Oynars__305_nFordOlursunLord_KoMiXi_.part1.exe

http://rapidshare.com/files/145278609/Oynars__305_nFordOlursunLord_KoMiXi_.part2.rar


Rar Şifresi: KoMiXi

.

Sierra tilt oyunlari yapmaya devam ediyor. Daha önce de 3D Ultra Pinball: The Lost Continent adında, eğlenceli bir tilt oyunu yapmışlardı. Yaptıkları tilt oyunlarında dikkatimi çeken şey ise, diğer tilt oyunlarından daha degişik ve ilginç olmaları. 3D Ultra Pinball: The Lost Continent da, buna sadece bir örnek. Yine de hiç bir tilt oyunun, Team 17 yapımı olan Addiction Pinball'dan daha iyi olacağını sanmıyorum. Bu, hemen sizi yazıyı okumaktan vazgeçirmesin. 3D Ultra Pinball: Thrillride, Sierra'nin 3D Ultra serisinin parçalarından en sonuncusu ve görünüşe bakılırsa, en başarılısı. Yazıya başlamadan önce, tiltin amacının ne olduğunu ve nasıl bir oyun olduğunu bir kaç kelimeyle anlatalım. Tilt oyunlarında asıl olay topta ve iki tane mandalınızda biter. Bu mandallar yardımıyla, topu masadaki çesitli yerlere sokup puan almaya çalışırsınız. Peki bu nereye kadar gider, bir sonu yok mu derseniz, yok derim. Çünkü tilt oyunlarında herhangi bir son bulunmaz. Yapmanız gereken sadece ve sadece puan alıp, adınızı tabelaya yazdırmaktır. Aslında ilk bakışta size sıkıcı görünebilir, ancak oyunu oynarken hiç de öyle olmadığını anlıyorsunuz. Oynadıkça, yüksek puan yapmak için hırs yapıyorsunuz ve daha çok oynayasınız geliyor. Aslında eskiden oyun salonlarında, gerçek tilti oynardık. Şimdiyse bilgisayarların yaygınlaşmasıyla, oyun salonlarında tilt makinelerine rastlayamaz olduk. Zaten hiç bir şey eskisi gibi değil. Tilt mi eskisi gibi olacak? Olmayacak tabi ki. Evet konuya giriyorum artık.

Öncelikle oyunda birbirinden farkli 15 tane masa, veya mekan bulunduğunu belirtelim. Mekan diyorum, çünkü oynadığınız alan hiç mi hiç masaya benzemiyor. Genellikle kendinizi, herhangi bir eğlence mekanını yukarıdan helikopterle izliyormuş gibi hissediyorsunuz. Hatta ilk bakışta, oyunun bir tilt oyunu oldugunu anlamanız gerçekten zor. Peki nedir bu farklı mekanlar? İsterseniz bir kaç örnek verelim; Tatilya tipinde eğlence merkezleri, ovalar, şelaleler vb. Bu örnekleri kopya koyun dolly misali çoğaltabiliriz. Bu ortamlar o kadar renkli ve hareketli ki, oyun heyecanı ile hızını hiç kaybetmiyor. Sürekli gözünüzün önünden vızır vızır bir şeyler geçiyor. Aslında bu, dikkatinizin dağılmasına sebep olabiliyor, ama oyunun yapısı bu. Alışmanız gerekiyor. Şimdi bir de oyunu, diğer tilt oyunlarından ayıran özelliklerine bakalım. Çok değişik masaların olduğunu zaten daha önceden belirtmiştim, bu bir. Bir ikincisi, diğer tilt oyunlarında olduğu gibi, bütün tilt masalarına bir anda ulaşamıyorsunuz. Siz kazandıkça, bir diğer masaya geçiyorsunuz. Bu farklar bir yana, oyun içinde kullanılan animasyonlar da oldukça eğlenceli; mesela topunuzu bir tren alıp götürebiliyor. Bu ve bunun gibi bir çok eğlenceli detayı oyun içerisinde görebilmek mümkün.

Hemen belirteyim, eğer gerçekçi bir tilt oyunu arıyorsanız, bu oyundan çok fazla bir şey beklememelisiniz. Yani bir Addiction Pinball gibi değil kesinlikle, ama kendi türünün en iyisi denilebilir. Evet biz devam edelim. Oyunda klasik tilt oyunlarının aksine, çok fazla mandalınız var. Ekranın her tarafinda gizlenmiş bir mandal görebilirsiniz. Bunlarin hepsini bir anda kontrol etmek gibi bir durumunuz yok tabi ki. Sadece top o bölgeye geldiği zaman, mandalınızı sallıyorsunuz. Genellikle ekranın bir kenarıinda, ayrı bir bölüm var, ve bu bölümlere belli yerlere topu sokarak gelebiliyorsunuz. Bu bölümlere, bonus bölümler de diyebiliriz.

Evet biraz da oyunu görsel açıdan değerlendirelim. Oyunun motoru aynı kalmış ve animasyonlarda daha fazla çeşitlilik sağlanmış. Topun grafiği de 3D Ultra Pinball: The Lost Continent ile aynı. Oyunu sürekli The Lost Continent ile karşıilaştırıyorum, çünkü dediğim gibi Addiction Pinball'la aynıi kefeye koymamız yanlış olur. Evet grafikleri karşılaştırma yapmadan değerlendirecek olursak, oldukça güzel ve yeterli oldugunu söyleyebiliriz. Düşük sistemlerde de rahatça çalışabilmesi, eski kullanıcılar tarafindan oyunun alınmasi için başlı başına bir sebep.

Sesler de oyunun genel havasına uygun, yani oldukça eğlenceli. Bunun yanında da yerinde kullanıldıklarını söylemeliyim. Çıkan sesler tam yerine oturmuş ve kaliteli. Bu konuda bir eksiğe rastlamadım. Kontrol ise bir tilt oyunu için, bahsedilecek en gereksiz konu olsa gerek. Klavyeden; sol ve sağ shift'ler mandalları hareket ettirmeye, space tuşu masayı sallamaya, enter tuşu da topu fırlatmaya yarıyor (genelde top bir yere takılınca bunu kullanırsınız, emi). Mouse'dan ise; sol tuş sol mandalı, sağ tuş da sağ mandalı hareket ettirmeye yarıyor.

Sonuç olarak, 3D Ultra Pinball: Thrillride, 3D Ultra serisine çok uygun bir oyun olarak göze çarpıyor. Grafik ve ses bakımından geliştirilmiş, ama oyunun eğlencesi yerinde kalmış. Bir kaç ufak detay da eklenmiş. Oyun, düşük sistemli kullanıcılar için de çok efendi bir seçenek olabilir. Son olarak şu sıralar değişik ve eğlenceli bir tilt oyunu arıyorsanız, alın derim, o kadar.

türü
Puzzle

yapımcı
Sierra

yayıncı
Sierra

çoklu oyuncu
Var

.

 



GTA adını büyük küçük çoğu kişi bilir. Araba çalmak, hırsızlık yapmak, adam yaralamak vs... bunların çoğunu yapmamıza olanak tanıyordu. GTA’dan sonra mantar gibi bir çok oyun daha ortaya çıktı. Çoğu ünlü seriyi taklit etmişti veya onu temel almıştı. Bazıları iyi bazıları kötü denizde yüzdüler. Şimdi karşımızda yine böyle bir oyun daha geliyor. 25 to Life, suç yapmayı temel alan bir yapım. Temel alması sorun değil de, bunu bize sunabilecek mi?

Hey adamım

Kahramanımız zenci ve daha önce bir çok olaya bulaşmış biridir. Son olarak bir iş daha yapıp, ailesi ile huzura ermek ister. İşler istediği gibi gitmez, başı iyice belaya girer. Bir an önce bu pislikten kurtulmalı ve ailesini beladan uzak tutmalıdır. Televizyonlarda hafta sonları öğlen saatlerinde gösterilen, ikinci sınıf Amerikan macera filmlerinin klişe konusu karşımızda.

25 To Life GTA temelli (Bkz- Suçlar) ve Max Payne tarzında aksiyona sahip olmaya çalışan bir oyun. Her iki yapımdan da bir şeyler almaya çalışmış, yine de bunları becerememiş. En başta karakterimiz hantal, sağa sola atlama gibi bir becerisi yok. İnsan daha hareketli isterdi, Max Payne’deki sağa atla veya sola doğru sıçrarken ateş etmek gibi atraksiyonlar yok. Genel olarak yaptığınız kazık gibi iki adım öteye hoplamak. Zıplaması iyi olmayan karakterimizin eğilmesi de bir garip. Eğildiği zaman paçalı güvercinler gibi yürüyüş şekli akıllara zarar.

Suç işleme 25 To Life’da yer alıyor, ancak GTA’daki gibi zevkli değiller. Banka soyma, adam öldürme, polislerden kaçmak gibi atraksiyonlara girebiliyorsunuz. Aslında bunlarda görevler, kısaca serbestliğiniz yok, çizgiselsiniz. Genel olarak sizi olayın ortasında bırakıyorlar, yiyorsa buradan kaç diyorlar. FBI, SWAT, polis ne varsa peşinize düşüyor. Siz de bir yol bulup kaçıyorsunuz, genelde de başarıyorsunuz.

Iron, Lion, Zion

Kaçmayı başarmak veya görevi yapmak, yapay zeka sayesinde kolay oluyor. Karşınızda olmayan bir yapay zeka var. Genel olarak size karşı koşup ateş etmek veya hiç bir yere saklanmadan çatışma ortasında şarjör değiştirme gibi huyları var. ‘Kekliği düz ovada avladım, kanadını kanadına bağladım’ türküsü bu düşmanlar için söylenebilir. Mesela polisler güya etrafımı sarmıştı, bir tanesi hariç diğerlerini hakladım. Adamın gözü önünde hemen arabanın arkasından dolanarak yan tarafına geçtim. O ise halen ilk göründüğüm noktaya bakıyordu, bir kere ateş ettim bana bakmadı. İkinci atışta aklı başına geldi, ama eşşekler cennetini boylaması bir oldu. Başımdan geçen ufak bir örnek, daha bunun gibi niceleri oyun içinde yer alıyor.

Konsollar ile aynı zamanda piyasaya çıkan 25 to Life’ın grafiklerinden de ümidi kesin. Güzel değiller, çevre ve bazı zamanlar modellemeler, sanki kara kalemle kargacık bırgacık çizilmiş gibi duruyor. Devşirme grafikler, oradan buradan toplanıp rastgele yapıştırılmış. Bazı zamanlar göze hoş gelebilecek bir iki yer olsa da, grafikler ne yazık ki vasat. Ara sinematikler güzel hazırlanmış, izledikten sonra “Ooo grafikler de iyidir” düşüncesinde oluyorsunuz, ama hayal kırılığı. Sesler, grafikler gibi istediğiniz yere ateş edin, hep aynı tınlama kulağınıza geliyor. Duvara ateş ettiğiniz zaman farklı, bir çöp kutusuna ateş ettiğiniz zaman farklı ses gelmesi lazım, ancak oyun bunu bir türlü başaramıyor. Grafikler ve ses efektleri konusunda sınıfta kalan 25 To Life, Soundtrack’lerden bir hayli kurtarıyor. Rap sevmeme rağmen, yapımın atmosferine iyi giden parçalar var. İnsan dinlerken sıkılmıyor, hatta hoşuna gidiyor. Müzik konusunda oyun iyi, tek eksiği Soundtrack listesinin kısa olması. Fizik konusundan hiç söz etmeyeceğim bile, çünkü fizik motoru yok. Güya gittiğim yerde çocuk salıncakları vardı, ama hiç sallanmıyorlardı, kazık gibi öylece duruyorlardı. Düşmanlarımızın ölüş şekilleri fena olmasada, cesetlerinin ortadan hemen yok olması, ayrı istisna.

Zencili

Polislerle veya diğer çete üyeleri ile sürekli savaş içindeyiz. Görevler boyunca genel olarak çatışıyoruz. Düşmanlarımızın gerizekalılıkları işimize yarasa da, sayıları çok fazla bunu da belirtelim. Polisler ile savaşırken olay mahalinden sıvışmak için rehine alabiliyorsunuz, ama ben ne zaman rehine alsam hiç acımadılar, genelde onu öldürdüler. Bu yüzden pek bir işe yaramıyor. Silah olarak bir hayli güzel yelpazemiz var. Uzi, sniper, keleş, tabanca, roket atar, bıçak, pompalı, beyzball sopası vb... bir çok silah emrimizde. Cephane sorunumuzda pek bulunmuyor, ölen düşmanların silahlarını toparladığımız zaman bize mermi olarak geri dönüyor. Yanımızda iki taneden fazla silah taşıyamıyoruz, bence gerçekçilik açısından tüm silahları taşımamız yerinde olmuş. Single Player’dan sıkılanlar isterse, Multiplayer’da cirit atabilirler. Çoklu oyuncu da, dört adet oyun mod’u bulunuyor. Bunlar klasik Deathmatch olarak bildiğimiz War, polisler ile çarpıştığınız Raid, grafiti ile madara ettiğiniz Tag ve diğer çetenin değerli eşyalarını çalıp, kendi hazinemize kattığınız Robbery. Arkadaşlarınız ile LAN üstünden veya Net üzerinden 16 kişiye kadar oynayabiliyorsunuz.

Oyunun ana menüsü hareketli arka plandan oluşuyor, gerçi çoğu oyunda artık öyle, yinede hoş olmuş. Oyun içi arabirim manda gözü gibi kocaman. Arabirim elemanları yüzünden ekranda az yer kalmış, insan biraz ufak yapardı. Bir de hedef işareti yok mu? O ayrı bir vaka. Yapımı isterseniz FPS kamera açısından da oynayabiliyorsunuz, ayrıca ne yapmamız gerektiği oyun içinde kolay bir dilden bize gösteriliyor. 25 To Life açıkcası vasat bir oyun. Ben daha iyi bir şeyler beklerdim, ama bu konuda yanıldım. Almanızı tavsiye etmem, ama her şekil aksiyona girerim derseniz, o zaman başka..

« Önceki ::